• Ebru Debbağ

Sürdürülebilir Olmayalım

Gıda sektöründe ne olur ise belli bir zaman aşımı ile moda dünyasında da aynı akımın görüleceğini düşünmüşümdür ve hatta 2013 yılında profesyonel olarak çalışırken hazırladığım bir denim koleksiyon sunumunu gıda sektöründeki eğilimleri üzerine kurgulamıştım. Ekolojik, etik, izlenebilir, topluluk ve sosyal tüketime endeksli tüketim ürünler, belirli amaçlara cevap verirken aynı zamanda da yeni bir varoluş şekli tanımlıyorlar.


Ünlü oyuncu Isabella Rosellini'nin kızı Elettra Widemann moda dünyasında modellik yapmasının yanı sıra Impatient Foddie blogunda lezzetli, sağlıklı, sürdürülebilir kaynaklardan elde edilen yemek tarifleri ve önerileri yapıyor. El yapımı, pahalı Birkin çantayı, organik bir domatese benzeterek her ikisinin de aşk ile yaratılan ve tüketiciyi sanatçı ve gelenek ile bağlayan ürünler olduğunu belirtiyor.


İçgüdümüze hitap edildiğinde daha iyi olan seçimi yapabiliyoruz. Bu yemekte lezzet, giyim de ise stil ve fonksiyon olarak karşımıza çıkıyor. Çok farklı sayıda girdi ve tedarik zincirinde çok sayıda paydaş olduğundan, her ikisini de çözmek çok kolay değil. 2006 yılında Levi’s firmasının %100 organik içerikli olarak geliştirdiği jean’in kumaş geliştirme projesinde çalıştım. 30.000 adet üretilen bu koleksiyonda kullanılan denim kumaş %100 organik pamuk içerikliydi. Düğmeler hindistan cevizi kabuğundan ve çinko içermeyen metallerden yapılmıştı. Endüstriyel yıkama işlemi yerine patates nişastası, mimoza çiçeği ve Marsilya sabunundan oluşan bir reçete uygulanmış ve pantolonlar Levi’s’ın Macaristan da o zaman sahip olduğu fabrikada özel bir üretim hattında dikilmişti. Jean’ler döngüsel üretim modelinin başarılı bir örneği olmasına karşın, albenisi olmadığı için tüketici tarafından beğenilmedi, gerçek değeri anlaşılmadı ve ana akım haline gelmedi. Sürdürülebilir denim’in hem moda hem de sorumluluk sahibi bir anlayış ile üretilmesi uzun bir zaman aldı. Son 10 yıl içinde sürdürülebilir moda popüler olmaya başladı ve özellikle son dönemlerde gerek talep gerek ise arz da bu konuda hatırı sayılır gelişmelere tanık olmaya başladık ancak bugün karşılaştığımız krizin etkisi ile her şey durma noktasına geldi. Sistemin ne kadar kırılgan olduğuna geçen haftalarda da değindim. Bu sistemi yeniden tasarlayabileceğimiz bir dönüşüm noktasındayız.


İçinde bulunduğumuz kriz bize sürdürülebilirlik kavramını unutmamızı ve canlandırıcı iş modellerini benimsememizi söylüyor. Küresel ısınma kavramını düşündüğümüzde fosil bazlı enerji tüketimi sorun olarak aklımıza ilk gelen konu olabiliyor. Oysa yediğimiz kahvaltı, öğlen yemeği veya akşam yemeğini veya giysilerimizi iklim krizi ile ilişkilendirmeyebiliyoruz. Gerek gıda gerek ise tekstil ve konfeksiyon sektörleri komplike yapılar ve karbon pozitif olabilmeleri için değişmeleri gerekiyor. Sadece daha az kötü yapmak üzerine kurulu sürdürülebilir modeller ile çalışıldığında, gerekli olan gelişim ve ‘geri verme’ sağlanamıyor. Denim endüstrisinde sürekli olarak ne kadar daha az atık su ürettiğimizi, ne kadar daha az kimyasal ile çalıştığımızı yayınlayıp ne kadar daha az kirli olduğumuzu açıklıyoruz. Bu çalışmalar geçerli ve değerli olmak ile birlikte yine de zararlı ve daha az zarar vererek sistemi iyileştirme şansımız az. Canlandırıcı düşünce ile yeniden yaşama geçirmenin yanı sıra kaynaktan nihai ürüne kadar bir döngü yaratmak mümkün. Bu düşünceler eşliğinde moda ve gıda sektörünün benzerlikleri üzerindeki analizimi sizlerle paylaşmak istedim.


1.Moda ve gıdanın cesur söylemleri

Satın aldıklarımız ve tükettiklerimiz aynı zamanda neyi desteklediğimizi gösteriyor. Bedenimizin içinde ve üzerine koyduklarımız konusunda farkındalığımızın olması önemli. Dolaylı olsa da satın aldıklarımız ve kullandığımız ürünler ile. Beğenmediğimiz düzeni desteklemeyi veya değiştirmeyi seçebiliriz. Satın aldığımız ürünlerin detaylarını sorgulamak ve daha iyi alternatifleri araştırmak bir başlangıç noktası. Desteklediğimiz markalar ile kendi kimliğimizi de tanımlıyoruz.

2.Tedarik zincirinin parçası olarak tüketici

Tüketiciler yedikleri hamburgerin veya jean pantolonun nerede ve nasıl yapıldıklarını gördüklerinde daha iyi seçim yapabilecekler ve şeffaflık konusunda hem moda hem de gıda sektöründe artan bir talep olduğunu görüyoruz. Gıda da tarladan masaya tasarlanan sistemlerde çiftçiler, şirketler ve tüketiciler için kazan-kazan modelleri ortaya çıkıyor. Global tedarik zincirleri ile çalışan moda sektöründe, klasik bir üretimde, çoğu zaman farklı ülkelerde, 8 farklı fabrika yer alabiliyor. Tarladan son ürüne tasarlanabilecek sistemlerde hem daha şeffaf ve izlenebilir bir süreç tanımlanabiliyor hem de maliyet düşüyor. Bu model ile tedarik zincirinde iş birliğine dayalı bir kazanç modeli de yaratılıyor.


3.Fastfood mu hızlı moda mı?

Fastfood a ulaşım yediklerimizin değerini düşürdü ve aynı eğilimi aslen modayı demokratikleştirmek üzere geliştirilen hızlı giyimde de gördük. Tüketiciye farklı seçenekler sunmakta ve erişilebilir olmakta bir sorun yok ancak üründe kullanılan hammaddelerin, işçiliğin, doğaya olan etkinin hesaplanması ve günlük tüketimimizin gerçek değerinin hesaplanması önemli. Ülkeler bazında değerlendirildiğinde, sera gazı emisyonu büyüklüğünde, gıda atıkları Amerika ve Çin’den sonra 3. Sırada geliyor. Moda da atık konusunda gıda dan geri kalmıyor. Kullanacağımızdan çok daha fazla ürün üretiliyor ve bunlar birkaç kullanım sonrasında atılıyor ve çoğu tekrar kullanılabilecekken, atık sahalarına gönderiliyor. Ortalamada bir tüketici senede 31,75 kg giysi atığına neden oluyor.


4.Ürün değil-ürünün neyi sunduğu

Yiyeceklerimizden besin, sağlık, kendimizi iyi hissetmek, bağışıklık sistemimizi güçlendirmek gibi beklentilerimiz var. İçinde bulunduğumuz kriz ile birlikte giysilerimizden beklentinin farklılaşacağını görüyoruz. Akıllı, bağlantı içinde, ortak çalışmalar ile yaratılmış, iyi hissetme ve koruma özellikleri olan giysiler aynı zamanda servis sunan ürünler olacaklar.


Bu listeyi geliştirmek mümkün ve aslında düşünmemiz gereken moda sektörünün de çözümün parçası olabilmek için, canlandırıcı tarımın izinden gitmesi gerektiği. İki sene önce Taner Aksel’den aldığım ‘Doğa ile Tasarım’ isimli eğitim, bu konuda düşüncelerimin gelişmesine ve daha entegre bakmama neden oldu. Taner’in Uludağ eteklerinde kurduğu Belentepe Çiftliği’ni 2 sene önce, lise arkadaşlarımız ile yaptığımız bir buluşmada ziyaret ettiğimde, gerek çiftliğin gerek ise Taner’in kişisel gelişim yolculuğu bende merak uyandırdı. Akşam yemeğinde yiyeceğimiz salatanın otlarını bahçeden toplarken, geçmiş 10 sene içindeki permakültür ile tanışma hikayesini ilgi ve heyecanla dinledim. Taner daha gençliğinde modern dünya dinamiklerini sorgulamaya başlamış ve 2008 yılında küresel finans krizinin nedenlerini araştırmaya başladığında ortaya çıkan örüntüler dikkatini çekmiş ve çözüm arayışı onu permakültür ile tanıştırmış. 2010 yılında permakültürün kurucusu Bill Mollison ‘dan aldığı eğitim sonrasında 2013 yılında Belentepe Çiftliğini kurmuş. Çözümün parçası olarak canlandırıcı tarım ile uğraşmaya başlamasının yanı sıra aynı zamanda da bu konuda eğitimler vermeye, atölyeler düzenlemeye başlamış ve benzer hevesleri olan kişilerin bir araya geldiği bir topluluk doğal olarak ortaya çıkmış. Gün geçtikçe Taner’in anlattıklarını dinlemek isteyenlerin sayısı artmakta. Bizler moda dünyasında , tüketicilerin yeterince bilgi sahibi olmadığından şikâyet ederiz. Taner’in bilinç yaratabilmek için bilgi ve deneyimini nasıl hevesle paylaştığını ve bu değer etrafında bir topluluk yarattığını görünce, moda dünyasında da benzer çalışmaların gerekliğine ve canlandırıcı tarım ilkelerinin moda sektörüne de aktarılabileceğine daha da çok inandım. Temelinde konfor alanının dışına çıkmak ve yılmadan çok çalışmak var. Gıda sektöründe hızla gelişen bu değişim, zaman içinde moda sektöründe de yaşanacak. Taner ile iş birliğimizi ilerleyen günlerde daha da geliştireceğiz ve insanların doğa ile ahenk içinde sürdürülebilir yaşama dönüşünü desteklemek misyonu ile yine Taner’in liderliğinde kurulacak olan bir vakfın içinde projeler geliştireceğiz. Bu konuda ilerleyen günlerde daha fazla paylaşım yapıyor olacağım. Vakfın çalışmaları arasında eğitim, okullar ile iş birliği, canlandırıcı tarım uygulama workshopları, tasarım çalışmaları yanı sıra temiz gıda ve sürdürülebilir yaşam deneyimi isteyenler için balkon bahçeciliği, bahçecilik, arazi tasarımı ve uygulaması konusunda eğitimler ve onaylı temiz gıda ağına erişim olanağı da bulunuyor. Moda ve canlandırıcı tarımın kesişen noktalarında, henüz bilinmeyen alanlarda da çalışıp, noktaları birleştirmeye ve insan doğasına uyumlu, iyileştirici, yenilikçi, birleştirici çalışmalar yapacağız.

Moda dünyasında canlandırıcı, bütünsel uygulamaları hayata geçirmiş olan ve tarladan ürüne moda ile canlandırıcı tarımın ortaklaşa çalışmalarını örnekleyen markalar da var. Burada amaç daha az kötü yapmak yerine, kullanılan kaynakların daha fazlası ile çevreye kazandırılması ve sistem yapılandırılması. Vogue dersinde Emily Farra’nın yazdığı ‘Canlandırıcı Tarım Moda Endüstrisini Değiştirebilir’ başlıklı makalesi okumaya değer. Makalede Christy Dawn, Eileen Fischer, Patagonia, Fibershed, Hudson Carbon gibi markaların ve girişimlerin ortak çalışmalarından bahsediliyor.

Moda ve canlandırıcı tarım birbirini destekleyerek aynı hedef doğrultusunda sistemi yeniden tasarlamak üzere eğitimler vererek, endüstri ve tüketiciyi bir araya getiren örnekler yaratarak, cesur şeffaflık ile projeler geliştirerek, yaşamları değiştirerek ortak problemimize çözüm yaratabilirler.





70 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Suyun Önemi