top of page

SİYANÜR'ün ÇEVREYE ZARARLARI

Uluslararası madencilik çevrelerinde yüksek tenörlü cevherlerden öğütme yoluyla, düşük tenörlü cevherlerden yığın liçi yoluyla altın ve diğer kıymetli metaller çıkarılırken yüksek derecede zehirli olan sodium siyanür (NaCN) kullanılmaktadır.



1969 yılında Amerika Birleşik Devletleri Maden Bürosu tarafından düşük tenörlü cevherlerden maden çıkarma yöntemi olarak yığın liçi önerilmiştir. Altın endüstrisi bu yöntemi 1970’lerde uygulamaya başlamış ve kısa bir süre içinde yığın liçi altın çıkarmada hâkim teknoloji haline gelmiştir (Da Rosa ve Lyon, 1997). Altın içeren cevherlerin susuzlaştırmasını, düşük oranlarda altın içeren çok büyük cevher yığınlarına seyreltik siyanür çözeltisi püskürtülmesini; veya siyanür kullanılarak cevherlerin öğütülmesini ve ardından altın-siyanür bileşiminden altının geri kazanımını içeren yığın liçi ve öğütme işlemleri, yaban hayatı ve su yönetimini etkileyen bir dizi ciddi çevre sorunu yaratmıştır. Bu raporda, altın madenciliğinde siyanür kullanımının tarihçesini; yığın liçi altın madenciliği, siyanürün bitkilere ve hayvanlara etkisi, altın madenciliği ile bağlantılı su yönetimi meseleleri ve bunlara önerilen önlemler ve araştırma gereksinimlerine ağırlık vererek incelemekteyiz.

Hidrojen siyanürün %94'ü başlıca elektronik, yangın geciktirici, boya, kozmetik, ilaç ve plastik sektörlerinde kullanılmaktadır. Bunun yanında dünyada üretilen siyanürün yaklaşık 1/3'ü altın ve gümüş madenciliğinde kullanılmaktadır.

Günümüzde özellikle altın ve gümüş madenciliğinde oldukça önemli bir kimyasal olan siyanürün canlı organizmalara ve çevreye olan zararları tartışma konusudur. İçme suyunda 200 µg/L, yiyeceklerde 5 ppm ve iş yeri atmosferinde Ca(CN)2, KCN, NaCN ve HCN türevlerinin 10 mg/m3 aşılmaması gereken değerler olarak belirlenmiştir.


Siyanürün Doğaya Etkisi         Siyanürün İnsana Etkisi


Genel olarak maden sektöründe grizu patlaması ve zehirlenmesi, kömür tozu patlaması, göçük, ocak yangınları, su baskınları, şev kaymaları ve alet ekipman kaynaklı kazalar en sık rastlanan tehlikelerdir (Yaşar, İnal, Yaşar ve Kaya, 2015). Doğrudan felaket olarak adlandırılmasa da siyanür işletmelerinin en önemli bir parçası olan atık barajlarının patlama, deprem, yağmur ve diğer etkilerle sızdırması veya taşarak etrafa dağılması doğal ortam için ciddi bir potansiyel tehdit unsurudur.


Dünyada özellikle siyanürün kullanıldığı madencilik sektöründe (1991-2003) meydana gelen kayıtlara geçmiş kazalara bakıldığında baraj kazası, nakliye kazası ve boru hatlarındaki kazalar görülmekte, katı ve sıvı siyanürün etrafa dağıldığı kaydedilmektedir. Baraj atık çamurunun ve suyunun çevreye yayıldığı ancak bu kazalarda insan ölümlerine rastlanmadığı aktarılmaktadır (Mudder ve Botz, 2008).

Ancak siyanürün kısa ve uzun vadede çevre ve insan sağlığına etkileri göz ardı edilemez. Siyanürün kullanıldığı işletme kaza kayıtlarında insan ölümlerine rastlanmamış olması, benzer faciaların yine hafif atlatılacağı ve hiçbir canlıya zarar vermeyeceği anlamına gelmemektedir.


Siyanür ve Yaşam

Siyanür, karbon ve azot içeren bir grup kimyasal maddeye verilen genel bir isimdir. Siyanür bileşikleri hem doğal olarak bulunan hem de insanlar tarafından üretilen (antropojenik) kimyasallardan oluşur. Kendine özgü özellikleri nedeniyle siyanür, metal parçalar ile plastikler, sentetik kumaşlar, gübreler, bitki zararlıları için ilaçlar, boyalar ve ilaçlar gibi çok sayıdaki genel organik ürünlerin imalinde kullanılır. Eklem bacaklılar, böcekler, bakteriler, yosunlar, mantarlar ve daha üst yapıdaki bitkilerin çeşitli türleri dahil siyanürün iki binden fazla doğal kaynağı bulunmaktadır. Gaz halindeki hidrojen siyanür ile katı haldeki sodyum ve potasyum siyanür insanlar tarafından üretilen siyanürün başlıca biçimleridir. Hidrojen siyanürün (HCN) doğal kaynağı amigdalin adı verilen şekerimsi bir bileşik olup, kayısı, fasulye filizi, mahun cevizi, kiraz, kestane, mısır, kuru fasulye, mercimek, nektarin, şeftali, yer fıstığı, pecan cevizi, antep fıstığı, patates, soya fasulyesi ve ceviz dahil pek çok meyve, sebze, çekirdek ve kabuklu yemişte bulunur. Acı bademin çekirdeğinde amigdalin şeklinde yaklaşık 1 mg HCN bulunur. Siyanürün doğal olarak bulunan bu şekillerine ilâve olarak, araçlardan kaynaklanan egzoz gazı (7–9 mg/km), sigara dumanı (0,5 mg/kg vücut ağırlık) hatta yollara dökülen tuz ile sofra tuzu (20 mg/kg vücut ağırlık) gibi hergün karşılaşılan yapay kaynaklarda da siyanür bileşikleri bulunmaktadır (Logsdon v.d., 1999). Siyanür doğanın bir parçasıdır. Günlük hayatta gerek insanlar gerekse serbest dolaşan hayvanlar ya da çiftlik hayvanları tükettikleri gıdalar sayesinde siyanüre maruz kalmaktadırlar. Siyanür denince ilk akla gelen altın madenciliği olsa da, canlılar başlıca siyanojenik gıdalar nedeniyle siyanürden etkilenmektedir (Eisler and Wiemeyer, 2019). Süregelen bir yaşam döngüsünden siyanürden uzak kalmak neredeyse imkansızdır.


Altın Madenlerinde Kullanılan Siyanürün Çevresel Zararları ve Telafi Edilme Süreçleri: Erzincan Örneği

Altın madenlerinde yaygın olarak kullanılan siyanür, doğrudan çevresel etkilere neden olabilen tehlikeli bir kimyasaldır. Özellikle heyelanlar gibi doğal afetlerle birleştiğinde, çevreye yönelik ciddi zararlara yol açabilir. Son zamanlarda Erzincan'da yaşanan heyelanın altın madenciliği faaliyetleriyle etkileşimi, bu konuda derinlemesine düşünmemizi gerektiriyor. İşte, bu durumun çevresel boyutunu ve telafi edilme süreçlerini ele alan bir inceleme:


1. Siyanürün Çevresel Zararları:

Su Kaynaklarına Zarar: Altın madenciliği sırasında kullanılan siyanür, yeraltı sularına ve su kaynaklarına zarar verebilir. Sızıntılar veya atıklar suyun kirlenmesine ve ekosistemlerin zarar görmesine yol açabilir.

● Toprak Erozyonu: Maden faaliyetleri toprak erozyonunu artırabilir. Özellikle heyelan riski olan alanlarda yapılan madencilik faaliyetleri, toprak dengesini bozarak erozyona neden olabilir.

● Bitki ve Hayvan Yaşamına Zarar: Siyanürün sızıntıları bitki örtüsünü ve yerel fauna üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Zehirlenme ve habitat kaybı, ekosistemlerin dengesini bozabilir.


2. Erzincan'daki Durum:

Erzincan'da yaşanan heyelan, altın madenciliği faaliyetlerinin etkisiyle daha da tehlikeli hale gelebilir. Maden faaliyetlerinin toprak dengesini bozması ve siyanür gibi zararlı maddelerin su kaynaklarına karışması, heyelan sonrası çevresel zararları artırabilir.



Proje sahasındaki yeraltı suyunun akış alanı, kuzeyde Karasu (Fırat) Nehri ile güney, doğu ve batıdaki tepelerin üst noktaları ile sınırlıdır. Sahadaki yeraltı suyunun akış yönü genel olarak Karasu (Fırat) Nehri’ne doğru kuzeyedir. Yüzey suları açısından Karasu Nehri en yakın etkilenebilecek alan özelliği taşımaktadır.”

 

3. Zararların Telafi Edilme Süreci:

Rehabilitasyon Çalışmaları: Maden sahalarının ve etkilenen çevrenin rehabilite edilmesi önemlidir. Erozyon kontrolü, toprak stabilizasyonu ve bitki örtüsünün yeniden oluşturulması gibi önlemler alınabilir.

Su ve Toprak Temizliği: Siyanür sızıntılarına karşı su ve toprak temizleme projeleri uygulanmalıdır. Bu süreçler genellikle uzun vadeli olabilir ve dikkatli planlama gerektirir.

●  Toplumsal Katılım ve Bilinçlendirme: Çevresel zararların telafi edilmesinde yerel toplulukların katılımı önemlidir. Bilinçlendirme programları ve yerel halkın eğitimi, doğal kaynakların korunması ve rehabilitasyon süreçlerinin başarılı olması için hayati öneme sahiptir.


4. Telafi Sürecinin Zaman Çerçevesi:

Zararların telafi edilme süreci, olayın şiddeti, etkilenen alanın büyüklüğü ve alınan önlemlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Ancak genellikle bu süreç yıllar hatta on yıllar alabilir. Özellikle su ve toprak temizliği gibi işlemler uzun vadeli projelerdir ve dikkatli bir şekilde yönetilmelidir.

Sonuç olarak, altın madenlerinde kullanılan siyanürün çevresel zararları ciddi sonuçlara yol açabilir, özellikle doğal afetlerle birleştiğinde. Erzincan'daki heyelan gibi olaylar, bu zararların boyutunu daha da artırabilir. Ancak doğru önlemler alındığında ve telafi edilme süreçleri başlatıldığında, çevresel zararların minimize edilmesi ve doğal yaşamın restore edilmesi mümkündür. Bu nedenle, maden faaliyetleri öncesinde ve sonrasında çevresel etkilerin dikkatle değerlendirilmesi ve korunma tedbirlerinin alınması gereklidir.


Türkiye’de faaliyet gösteren siyanür liçi uygulayan altın işletmelerinde, yığın liçi ve yerinde liç yöntemlerinin yerine tank liçi önerilebilir. Çünkü tank liçi yönteminde siyanürün toprağa karışması önlenebilir ve böylelikle siyanürün çevreye zararı minimuma indirilebilir. Özellikle deprem veya şiddetli yağmurda oluşan aşırı sel çok büyük risk içermektedir. Türkiye’de cevherden siyanür ile altın üreten işletmelerin INCO prosesini uygulaması için yönetmelik çıkarılması ve ruhsat alınmasının mecburi kılınması önerilebilir. Böylelikle Ülkemizde bulunan mevcut altın işletmelerindeki arıtma faaliyetlerinin Uluslararası Çevre Mevzuatlarına uygun hale getirilmesi önerilebilir. Bu mevzuat gereği, siyanür liç atıklarının barajlarda depolanmadan önce serbest siyanür içeriğinin 1 ppm’den düşük derişime indirilmesi zorunlu olacaktır.



44 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page