• Permatürk Vakfı

Hangisi önce geldi – Böcek mi böcek ilacı mı?

Böcek mi böcek ilacı mı sorusu, bütün bu tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar argümanından çok daha ilginç ve anlamlı, aynı zamanda ispatlaması da çok daha kolay. Çiftçi de olsanız, bahçıvan da olsanız ya da sadece zehir yutmaya hevesli olmayan bir tüketici iseniz, bu anlatılanlar ilginizi çekebilir.



Ne söyleyeceğinizi biliyorum – “Böcekler önce gelir, yoksa böcek ilacı diye bir şeyin üretilmesine gerek olmazdı.” Birazdan keşfedeceğiniz gibi, bu cevap, böcek tanımının ne olduğuna ve çevrenizdeki dünyaya dair bakış açınıza bağlıdır.


“Böcek” nedir? Bu, oldukça tatsız çağrışımları olan bir adlandırmadır; bir insana söylendiğinde, istenmeyen, rahatsızlık yaratan, özel hayatınıza davet edilmemiş bir kişiyi akla getirir. Çok öznel bir görüştür bu, hatta kimilerine göre ben merkezci diye de nitelendirilebilir. Bir böcekle ilişkilendirildiğinde çağrışım yaklaşık aynıdır – bu kelimeyi, bizim tüketmek istediğimiz bir şeyi tüketen, ürünlerimizi hasat ederken bizimle mücadele ediyormuş gibi görünen bir yaratık için kullanırız. Yani yiyeceğimizi başka yaratıklarla paylaşmak hoşumuza gitmez.


Bu küçük yaratıklara “Bas git” demek için yapılanlar ortaya, çoğu muazzam bir enerji gideri ile üretilen ve gittikçe azalan fosil kaynaklarından tedarik edilen çeşit çeşit kimyasalları ortaya çıkardı. Fakat haşere ilaçlarının onlarca yıldır kullanımına rağmen, kavgayı kaybediyor gibi görünüyoruz. Haşere sorunlarımız sadece artmakla kalmıyor, bu böceklerin diğer yaratıklarla ve ekolojimizin diğer yönleriyle olan son derece karmaşık ilişkileri, daha da genişleyen döngüler halinde yeni sorunlar yaratıyor.


Öncelikle, haşere ilacı kullanımının sorunlarımızı nasıl arttırdığına dair küçük bir tarihsel örnek verelim. Bu sadece, bulabileceğiniz birçok örnekten bir tanesi – ve aslında ne kadar uzun süredir alabileceğimiz, çoktan almış olmamız gereken dersleri, şu ana kadar öğrenmiş olmamız gerektiğini gösterebilmek için en erken belgelenenlerden bir tanesini kullanıyorum.


Orta Amerika Pamuk Felaketi

Hikaye, makinelere ve organik sentetik böcek ilaçlarına ilişkin modern formların 1950’lerde piyasaya girişiyle başladı. O zamanlarda pamukta sadece iki tip böcek vardı. Pamuk kurdu (anthonomus grandis) ve Yaprak kurdu (alabama argillacea). Başlangıçta, mevsim başına beş kereden az böcek ilacı uygulaması yapıldı. Ürün 1,550 kg/ha’dan 2,270 kg/ha’a çıktı. Harika!


Fakat, 1955’te yeni sorunlar ortaya çıktı ve böcek ilaçlarına gittikçe artan ağır bir bağımlılıkla sonuçlandı (bkz. aşağıdaki tablo) :



Durum, tipik bir haşere ilacı döngüsünü yansıtıyor. Çiftçilerin uğraşmaları gereken haşere tipi ve sayısının artmasının yanı sıra, üretim giderlerinin %50’sinin haşereyle mücadele için harcandığı ve fazla haşere ilacı kullanımının bizzat pamuk ekinlerini de öldürdüğüne dair raporlar ortaya çıkmaya başladı.


Pamuk haşereleriyle mücadele diğer tarım ürünlerinde de kayıplar yaşamasına neden oldu:

  • Böcek ilacı uygulamaları başka ürünlerde haşerelere karşı direncin düşmesine sebep oldu; en ciddi durum, mısır için ortaya çıktı ve Nikaragua’nın pamuk üretilen belirli bazı alanlarında mısır tarımı olanaksız hale geldi.

  • Havanın, suyun, mera bitkilerinin ve pamuk tabanlı yem konsantrelerinin haşere ilaçlarından dolayı kirlenmesi, sığırların bünyesinde haşere ilacı birikiminin ciddi şekilde artmasına neden oldu. Sonuç olarak, et ve süt ürünleri, ihraç ve yerel kullanım için uygunsuz hale geldi.

Halk sağlığı ofisinin de pamuk haşeresiyle mücadeleyle ilgili sorunları vardı. Sıtma taşıyıcısı sinek olan Anopheles Albimanus’un böcek ilacına karşı direncinin hızlı artışından dolayı pamuk üretilen alanlarda sıtmanın kontrol altına alınması daha zorlaştı.


Daha verimli olan ürünler kısa ömürlü oldu ve çarpıcı şekilde artan giderlere yol açtılar. Ve görebileceğiniz gibi, istenmeyen ve pahalı zincirleme etkiler ile sonuçlandılar.

Bir “çözümün” sonuçta daha çok sorun üretmesi nasıl olabilir? Birkaç tane neden var, ama asıl iki nokta şunlar:

  1. Direnç: Bazı böcekler her zaman hayatta kalır ve sonrasında bunların larvaları da kendileri gibi bağışıklık sahibi olurlar – kaçınılmaz olarak, arttırılmış dozlara veya farklı/daha güçlü haşere ilacı türlerine ihtiyaç duyulur.

  2. Yararlı böceklerin durumu: Bu haşereleri normalde kontrol altında tutan avcı böcekler de (örümcekler, kınkanatlılar, peygamber böceği, uğur böceği, zarkanatlılar vb.) bu zehirler nedeniyle ölür. Dahası, yararlı böceklerin normalde daha yavaş bir üreme döngüsü var ve bu da koloninin kendini tekrar kurmasını zorlaştırır. Buna karşılık, haşereler ya da avlanan böcekler genelde çok hızlı bir üreme döngüsüne sahip – hatta bazı yaprak bitleri içlerinde bebekler ile beraber doğarlar (her birinin içinden bir başkasının çıktığı Rus matruşka bebekleri gibi)! Üretkenlik oranları arasındaki bu farklar normalde birbiriyle uyum içerisinde çalışır – özel bir yaprak biti “çifti” çok kısa bir zaman içerisinde binlerce larva üretebilmesine rağmen, peygamber böceği gibi böcekler, uzun yaşam süreleri boyunca bu böceklerden büyük miktarlarda yiyip bitirdikleri için, daha yavaş üretkenlik oranlarıyla yaprak bitlerini kontrol altında tutmayı halen beceriyorlar (onları öldürmezsek ya da sürgüne göndermezsek).

Peygamber böceği – ucuz işçilik. Onları akşam yemeğine çağırın!


Bu iki başlık birlikte, çiftçi veya bahçıvanı hiç bitmeyen kimyasal satın alma döngüsüne sıkıştırarak, girişimlerinin sağlığı ve kârlılığını baltalamak için beraber çalışır.


Bu döngü, büyük tarım üreticilerinin ürünlerine tamamen bağımlı bir tür “tutsak müşteri” yaratır. Bu etkileri tamamen kontrolden çıkarmak adına kimyasal firmalar, zehirlerinin “istenmeyen sonuçlarını” en aza indirme arayışına girdiler, fakat bugüne kadar acınacak bir şekilde başarılı olamadılar. Fakat durup bu temel nedenler üzerine düşünmek yerine, zincirleme reaksiyonlar şeklinde gelişen olaylar, tersine, genetik mühendislik formunda çok daha tehlikeli tepkisel taktikler ortaya çıkardı.


Peki ne yapılmalı? Alternatifler neler? Başlangıçta iki haşerenin olduğu ve sonrasında haşere ilacı döngüsüne sıkışıp kalarak daha çok üretmek üzere haşere ilaçlarının kullanıldığı, yukarıdaki pamuk felaketi örneğini kullanarak, bunun yerine ne yapabilirlerdi?


Tarlada biraz zaman geçirmiş herkesin bilebileceği gibi, böcekler temelde iki nedenden ötürü bir bitkiye dadanır:


1) Yararlı böceklerin yetersizliği:

Yabani doğada bitki türlerinin çok çeşitliliği, canlıların uygun bir şekilde

Colorado patates böceği larvalarından beslenen katil böcek

birbirlerine yakın şekilde yaşayacak değişik diziler oluşturmasını sağlıyor. Her böceğin kendi ev ihtiyacı var. Modern “steril” ve aşırı derecede mekanize edilmiş tarım yöntemleri, bu tarlalarda hayatta kalabilen böcek çeşitliliğini önemli ölçüde azaltıyor. Örneğin, bir pamuk tarlasında muvaffak olabilen böcekler, sadece pamuk gibi olanlardır. Tek ürüne dayalı çiftçilik, karışık otları, çalı çitleri, orman alanları, yaprakları ve diğer çürüyebilen bitki toprağını ortadan kaldırır ve doğal düşmanlarının ikamet kuramadığı bir ortamda birkaç seçme böceğe çok büyük tek yönlü bir ziyafet sunar. Kimyasal spreyler en büyük kötülüklerini yaptıktan sonra haşere böceklerin hızlı üreme oranı, onların çabucak bir geri tepme yapmasına izin verir, ayrıca bu sefer doğal düşmanlarının olmadığı bir ortama geri gelmektedirler.


2) Zayıf bitki sağlığı

Nasıl ki baş ağrıları kan sistemimizdeki aspirin eksikliğinden meydana gelmiyorsa, haşereler de ortamda haşere ilacı eksikliğinden dolayı ortaya çıkmazlar! Yaşamlarımızı idare etme şeklimizden dolayı baş ağrılarımız olur, aynı şekilde tarlalarımızı yönetme şeklimizden dolayı da haşerelere sahip oluruz.


Hasta bitkiler ve haşere saldırıları arasındaki doğrudan bağlantı önemli fakat hasta bitkiler haşereleri çeker yeterince farkına varılmamış bir konu. Bunu ilk defa gerçek hayatta gördüğümde ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum. Birkaç yıl önce organik biyolojik bahçecilik okumuştum. Bitki sağlığı ve haşere dengesizlikleri arasındaki bağlantıyı anlatan bir dersten kısa bir zaman sonra, kendi öğrenci bahçemde bunun kanıtını açık bir şekilde gördüm.


Toprak alanımda, diğer bitkilerin yanında, birkaç çift küçük brokoli sıram vardı – yaklaşık toplamda 30 bitki kadar. Bir gün bitkilerden sadece üç tanesinin diğerlerine nazaran ciddi şekilde küçük kaldığını farkettim. Bu sağlıksız bireyler, belirli bir sıranın aynı bölümünde yanyana büyüyorlardı. Sağlıksızlıklarının nedeni birkaç olasılıktan biri olabilirdi – fakat yan komşularının gayet iyi olduğu düşünülünce, bunun çok lokal bir sorun olduğu ve sorunun bu bireylerin altındaki topraktaki sıkışıklık ya da kirlilikten dolayı olabileceği ortaya çıkıyordu.


Neyse, bu belirli bitkilerin hastalıklı doğası, başka şeyi yemedikleri kadar çok onları yiyen gerçek bir küçük siyah böcek ordusunu cezbetti. Fakat asıl tuhaflık şuydu: bu hastalıklı bitkilerden her biri birkaç düzine aç küçük böceğe ev sahipliği yapmasına rağmen, bu böceklerin çılgınca tıka basa beslenmeleri, santimler uzaklığında olan sağlıklı brokolileri hiç kapsamadı! Sağlıklı bitkilerin çok yakın bir incelemesinden sonra bile, tek bir böcek bile bulamadım! Bir öğrenci bahçesi olması nedeniyle, (örneğin deneysel amaçlar için) bu böceklerin gelişimini izlemeye devam edebilmek adına hasta bitkileri yerlerinde bıraktım. Sonuç: Hasta bitkiler kuruyup soldu (bu böceklerin yardımıyla), sağlıklı brokolilerse herhangi bir böceğin ya da ona benzer bir şeyin engellemesi olmadan hayatlarına devam etti ve ben yılın sonunda müthiş bir brokoli hasadı aldım. Böcekler nereye gitti? Kim bilir! Dünyayı diğer hasta bitkilerden kurtarmaya, zannedersem.


Organik hareketinin kurucu babası Sör Albert Howard, “Haşereler benim profesörlerimdir,” der. Haşere saldırıları ona, nerede toprak üretkenliğinin dikkate ihtiyacı olduğunu göstermiş. Üretken toprakta yetişen bitkiler sağlıklı bağışıklık sistemlerine sahip olurlar ve haşere saldırılarını geri püskürtebilirler. Bunun olmadığı yerde toprak dengesizdir. Problemi düzeltmek bitki sağlığını onarır ve haşereler ayrılırlar.


Temelde, haşereler hiçbir şekilde zararlı böcekler değildir. Onlar altta yatan sorunların göstergeleridir. Haşerelerden kurtulmak için bitkilerimizi kimyasallara boğarsak, tek yaptığımız daha derin biyolojik bir meselenin nedeniyle değil belirtileriyle uğraşmak olur. “Akıllı” ve “yüksek teknolojili” olduğumuzu düşündüğümüz noktada, aslında son derece basitleştirici ve dar görüşlü bir yaklaşım içerisindeyiz. Hatta düpedüz aptalca davranıyoruz. (Demek istediğim, gıdamıza zehir dökmenin mantığı nedir?)


Eğer bahçe ekosisteminiz sağlıklı ve dengeli ise, böcek sorununuz olmayacaktır – böceklerin elenmesi gereken hasta ve zayıf bitkilere saldırdıklarını hatırlayın. Bahçeciler olarak biz, böyle bir zararı, bir şeyin yanlış olduğunu ve belirli bir bitkinin ya da tümüyle ekosistemin daha çok ilgiye ihtiyaç duyduğunu gösteren bir “belirti” olarak kullanmayı öğrenebiliriz. – WorldWise

Bunlara ek olarak, haşere ilaçları sadece böcekleri öldürmüyor, sonrasında daha çok haşereyi çekecek şekilde, bitki sağlığını da etkiliyor.


Haşere ilaçları aynı zamanda bitki metabolizmasında, bitkideki protein sentezi ve serbest amino asit yığınaklarının bozulmasıyla sonuçlanan dengesizliklere neden olabiliyor. Bu tür yığınakların haşereleri çektikleri tespit edilmiştir.


Basitleştirici Yönetim

Bize bahçelerimizi ve çiftliklerimizi yönetme rolü verilmiş olsa da, bayağı beceriksiz ve basitleştirici bir yaklaşım uyguluyoruz. Dost organizmaları düşman olarak görüyoruz. (Onları “haşere” ya da “yabani ot” olarak adlandırıyoruz). Gözlem yeteneklerini geliştirmek ve ortak yaşamla ilgili önemli ilişkileri anlamak yerine, “çözümlerimizi” bir şişe içerisinde satın almayı deniyoruz. Bu durum, “ileri” veya “akıllı” olmamakla birlikte aynı zamanda kendi kendini baltalayıcı da. Eldeki sonuçları dikkatlice incelediğimizde, böceklerin bize daha az yararlı olan gıdaların ayıklanmasında önemli bir role hizmet ettiğini ve toprağımızda nerelerde sorunlar olduğunu bize gösterdiklerini anlayacaksanız.

Kimyasal firmaların yöneticileri doğanın kurallarıyla işbirliği yapmanın kendi ürünlerini artık kullanılmaz duruma getireceğini gayet iyi biliyor. Fakat kurumların kendini koruma dürtüsü, temel ilkelerin bir tarafa bırakılmasını gerektiriyor.


Ne yazık ki, sadece bu “uzman (basitleştirici) çözümleri” üretebilen ve uygulayabilen güçlü bürokrasilerin gelişmesine izin verdik. Bu sorunları uzun vadede çözmek gibi bir niyetlerin olup olmadığı tartışmaya açık; çözüm onları yerlerinden edecektir zira. Alternatif araştırma girişimlerinin sistematik olarak bastırılması hiç de şaşırtıcı değil.


Yani, özetlersek, çeşitliliği azaltarak ve toprağın sağlığını dikkate almayarak dengesizlikler yaratıyoruz. Bu dengesizlikler haşere sorunları yaratıyor. Temel sebepleri dikkate almıyoruz, bunun yerine inanılmaz bir yıkım döngüsü başlatıyoruz – gıdamızın, arazimizin üzerine kaçınılmaz olarak suyumuzda son bulan zehirler boşaltıyoruz. Bu yaklaşım başarısız olmakta, fakat biz – genetik mühendisliği ve şimdi hatta sentetik biyoloji formunda, yaşamın yapı taşlarına tehlikeli bir müdahale ile sonuçlanacak – yıkıcı bir kafa yapısı ile hiç aldırmadan azimle devam ediyoruz.

Sadece kısa vadeli ilişkilere odaklanmamızı talep eden politik ve ekonomik sistemlerimiz, organizmaların ve doğal çevrenin, yapay olan ve ekolojik olmayan kanunlara uymaya zorlanabileceğine inandırarak bizi aldattılar. Bir çok zararlı etkinin kendini göstermesi için uzun bir zaman gerekmesi, bu tavrı teşvik etti. Bununla birlikte, karşılaştığımız sorunlar bu yaklaşımın belirtileridir. Önerilen çözümlerin bir çoğu, daha geniş ya da uzun vadeli etkileri düşünülmeden geliştirildi.


Doğayı atlayan çözümlere başvurmuş olan kuşağın, sorumsuz bir hayal görme halinde olduğu söylenebilir. Ne var ki, verimsiz topraklar, haşereler, hastalıklar ve yetersiz gıda sorunlarını, inorganik gübreler, haşere ilaçları, antibiyotikler ve gıda ilaveleri aracılığıyla basitçe çözebileceğimizi düşünmekle, bu tarz bir hayali hoş görmüş oluyoruz. Bu tarz çözümlerin planı, tümevarımsal mantık ve indirgemecilik hakimiyetinde sıkışmış bir bilimin semptomatiğidir. Bu yaklaşımlara bağlılık bizi, sorunlarımızın nedenleriyle uğraşmaktan alıkoymaktadır. – [Agriculture & Energy]

Bir farklılık yapabilirsiniz! Bu makaleyi başkalarıyla da paylaşın ve lütfen satın aldıklarınızın etkilerini düşünün. Faaliyetlerinde biyolojik çeşitliliği teşvik eden küçük ölçekli sürdürülebilir odaklı yetiştiricilerden ekolojik ürün satın alın ve mümkünse, satın aldıklarınızı kendi bahçenizden olan ürünlerle destekleyin. Genellikle aradaki yenilebilir aşamayı atlayarak doğrudan olgunlaşmamıştan çürümeye geçen sağlıksız, lezzetsiz meyve ve sebzelerden ziyade, size daha çok canlılık veren, kanser ve diğer hastalıkların riskini azaltan sağlıklı “damak tatları”nın tadını çıkartın.

Bu firmaların gücünü kırmaya ve gıda üretiminin doğal sistemlerini kontrol etme ve yanlış yola saptırma kabiliyetlerini azaltmaya gerçekten ihtiyacımız var. Ortalama bir bahçedeki böceklerin %90’u yararlı böceklerdir. Onları öldürmeyin.


Cornell Üniversitesinde böcek bilimci olan David Pimentel’e göre, haşere ilacı kullanımı son 50 yılda 30 katına çıktı (ve haşere ilaçlarının zehirliliği de yüz kattan fazlasına), yine de bugün hasadın iki katı kadarı böceklere kaybediliyor. Kimyasal savaş sadece çevreye yıkıcı değil, sağlık için de zararlı ve savaşı kaybediyor.


Yazar: Craig Mackintosh (Avustralya Permakültür Araştırma Enstitüsü Editörü, 2008.

Çeviri: Başak Üner Koç


Permakültür Platformu'nın web sitesinden alınmıştır. Çeviri metin için teşekkür ederiz.


https://permakulturplatformu.org/2013/04/26/hangisi-once-geldi-bocek-mi-bocek-ilaci-mi/


yazının orjinal adresi: http://permaculturenews.org/2008/08/12/which-came-first-pests-or-pesticides/

114 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör