• Permaturk Vakfı

Sürdürülebilir Bir Yol mu? Yoksa… (2. Bölüm)

Bu hafta sizlere ‘’Permakültür’’ kavramından bahsetmek istiyorum.


PERMAKÜLTÜR

İlk defa 1970’lerde Avustralyalı Bill Mollison ve öğrencisi David Holmgren tarafından ortaya atılmış bir kavramdır.


Permakültür, etik temeli olan, sürdürülebilir insan yerleşimleri tasarımı bilimidir.

Permakültürde, doğal ekosistemleri gözlemleyerek (taklit ederek) çevresini sömürmeyen, kirletmeyen, doğal olarak sürdürülebilir, ekonomik açıdan uygulanabilir ekosistemler tasarlanır.

Permakültür su, toprak, doğal yapılar(mimari), bitkisel üretim, hayvansal üretim ve enerji kavramlarını bütüncül bir yaklaşımla en verimli şekilde tasarlamamız için gereken alet çantasıdır.

Permakültürün 3 temel etiği vardır.


1.Dünyayı gözetmek: Yani insanın dünya üzerindeki varlığını sürdürebilmesi için ilişkide olduğu tüm varlıkların da yaşamını sürdürmesi gerekir.


2.İnsanı gözetmek: Yani insanların temel ihtiyaçları(temel hakları) olan,

TEMİZ HAVA,

TEMİZ SU,

TEMİZ TOPRAK yani TEMİZ GIDA,

MAKUL, YAŞANABİLİR BİR BARINAK,

İYİ SOSYAL İLİŞKİLER ( AHENKLİ BİR TOPLULUK)

gibi ihtiyaçlarının sürdürülebilir bir şekilde karşılanması gerekir. Asıl önemlisi bunlara tüm insanların ulaşabilir olması gerekir.


3.Nüfusa, tüketime sınır getirdikten ve ihtiyaçlarımızı makul ölçülerde karşıladıktan sonra ürettiğimizin fazlasını 1. ve 2. maddeye vakfetmek (aktarmak)

Bir toplumda yoksunluk bilinci biriktirmeye, bereket bilinci ise paylaşmaya yol açar. Permakültürde biriktirmek yoktur. Paylaşmak vardır. Fazlalığın paylaşılması, o toplumdaki bireyler arasındaki bağı güçlendirir. Birbirine güvenen daha dirençli ve ahenkli topluluklar oluşmasına yardımcı olur.

Permakültürün etik kurallarına baktığımızda aslında insanoğlunun temel yaşamsal ihtiyaçlarını makul düzeyde karşılamak ve bu sayede dünyada insan varlığını sürdürmek üzerine kurulu olduğunu görebiliriz.


Permakültür tasarımında, tıpkı doğal ekosistemlerdeki gibi çeşitlilik esastır. Yani monokültür yerine polikültür tarım uygulamaları vardır. Eğer arazinize sadece bir tür bitki ekerseniz, bir hastalık tüm ürününüzü öldürebilir. Aç kalırsınız.

Ancak arazinize birbirini destekleyen farklı türden bitkiler ekerseniz, biri hastalansa bile diğerlerinden ürün alabilir, gıda ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Hayatta kalırsınız.


Şimdi biraz da permakültür uygulamalarından bahsetmek istiyorum. Permakültür tasarımında kullanılacak her öğenin birden fazla faydası olması prensibi vardır.


Örnek 1:

KOMPOST: Bir bahçede ya da arazide ağaçlardan dökülen yapraklar, budanan dallar ve biçilen çimler normalde çöpe gider. Hatta çöplerde biriken bu organik atıklardan oksijensiz ortamda metan gazı üretilir. Atmosfere Karbon salınımı yapar. Havayı kirletir.


Oysa permakültür prensiplerine uygun olarak tasarlanmış bir bahçede ağaçlardan budanan dallar, dökülen yapraklar, biçilen çimler ve evlerimizden çıkan organik mutfak atıkları belli oranlarda üst üste yığılarak komposta (doğal toprak) dönüştürülür. Kompost zengin besin içeriğiyle bahçedeki bitkilere doğal gübre olur. Toprağın su tutma kapasitesini artırır. Bitkilerin hastalıklara karşı direncini artırır. Organik atıkları verimli bir şekilde geri dönüştürür. Geri dönüşümün en güzel örneklerinden biridir.


Permakültürde problem aynı zamanda çözümdür...

Permakültürde en önemli amaçlardan biri canlı-verimli üst toprak üretmektir.

Doğada 2-3 cm kalınlığında bir toprak tabakası ortalama 500 yılda oluşur. Oysaki doğal bahçecilik yöntemleri ile hem de organik atıklarınızı değerlendirerek birkaç ayda kompost yani doğal toprak üretebilirsiniz.


Örnek 2:

Doğal bir bahçede kullanılan her bitkinin belli bir amacı vardır. Bazı bitkiler gıda ihtiyacını karşılamak için, bazı bitkiler zararlı böcekleri uzaklaştırmak için, bazı bitkiler yararlı böcekleri çekmek için, bazı bitkiler toprağı iyileştirmek için, bazı bitkiler ise bahçeyi güzelleştirmek için kullanılır. Buna en güzel örneklerden biri kardeş bitkiler yöntemidir.


ÜÇ KIZ KARDEŞ (MISIR-FASULYE-KABAK)

Önce bahçeye mısır ekilir. Mısırlar yaklaşık 30 cm boya ulaşınca yakınına fasulye ekilir. Fasulye büyürken mısır bitkisini destek olarak kullanır. Ona sarılarak büyür. Fasulye, baklagil bir bitkidir. Kökündeki yararlı Rizobium bakterileri sayesinde havadaki azot gazını toprağa bağlayarak toprağı değerli azot minerallerince zenginleştirir. Bu azot tuzlarından mısır ve kabak da faydalanır. Son olarak mısır ve fasulyenin çevresine kabak ekilir. Kabak, geniş yaprakları sayesinde toprağın yüzeyini örter ve özellikle sıcak günlerde topraktaki suyun buharlaşmasını (su kaybını) önleyen canlı bir örtü (canlı malç) oluşturur. Bu sayede üç bitki de birbirine fayda sağlayarak birlikte gelişir.


Ada çayı, hepimizin bildiği üzere tıbbi aromatik bitkilerden biridir. Ada çayı aynı zamanda havuç sineği adı verilen zararlı böcekleri bahçeden uzaklaştırır. O zaman bahçenizde havuç yetiştirirken hemen yakınına adaçayı ekebilirsiniz. Böylece havuç sinekleri ile ilaç kullanmadan doğal yoldan mücadele edebilirsiniz.


Kadife çiçeği, permakültürde çok önemli bir bitkidir. Çünkü kokusuyla zararlı böcekleri, topraktaki nematodları ve diğer haşereleri bahçeden uzak tutarken aynı zamanda yararlı böcekleri de kendine çeker. Bahçenin her yerine özellikle de bahçenin çevresine ekilmesi çok faydalıdır. Bu sayede bahçenizde kimyasal ilaç kullanmaya gerek kalmadan doğal bir bağışıklık sağlanmış olur.


Permakültür uygulamaları ile dünyadaki ekilebilir arazilerin sadece % 4’ü ile tüm insanlığın gıda ihtiyacı karşılanabilir.

Son dönemlerde sıkça duyduğumuz geri dönüşüm kavramı gerçekten önemlidir. Ancak unutmayalım ki geri dönüşüm sırasında da su ve enerji harcanır. Bu yüzden işe önce tüketimimizi azaltarak, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirerek başlamamız gerekir.


Permatürk Vakfı yönetim kurulu başkanı, Taner Aksel hocamdan dinlediğim, beni çok etkileyen ve bu yolda ilerlememe neden olan bir hikaye ile sözlerime son vermek istiyorum.


Bir gün ormanda yangın çıkmış. Hayvanlar telaşla sağa sola kaçışmaya başlamışlar. Bu sırada bir Bal kuşu minicik gagasıyla dereden su alıp yangını söndürmeye çalışıyormuş. Bunu gören diğer hayvanlar, minik kuşla, ‘’Sen bu şekilde yangını söndürebileceğini mi sanıyorsun?’’ diye dalga geçmişler. Minik kuş da onlara, ‘’Ben kendi üzerime düşeni yapıyorum. Eğer herkes de üzerine düşeni yaparsa belki bir umut doğar ve bir şeyleri değiştirebiliriz’’ demiş.


Sizce de artık doğa ile ahenk içinde sürdürülebilir bir yaşama adım atma, üzerimize düşeni yapma ve harekete geçme zamanı gelmedi mi?


Çetin Özdamar


117 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör