• Ebru Debbağ

Döngüsel İş Modelleri Trend Haline Gelmeden

ELEKTRİK MUMLARIN SÜREKLİ İYİLEŞTİRİLMESİ SONUCU BULUNMADI. – ORAN HARARI
Image Credit: https://www.eupoliticalreport.eu/consumers-in-the-circular-economy/
Image Credit: https://www.eupoliticalreport.eu/consumers-in-the-circular-economy/

Son dönemlerde çok duymakta olduğumuz döngüsel ekonomi kavramı materyallere bağlı olduğumuz bu dünyada tasarım ve yönetim sistemleri açısından önemli değişikliklere öncülük yapacaktır; ancak eğer mevcut sistemin iyileştirilmesi olarak algılanır veya uygulanır ise yeterli ve gerekli sistem değişikliğine yol açabilecek midir? Yoksa acaba bu sistemin tamamen evrimleşmesi mi gerekecektir? Ekonomik gelişmenin sürekli büyümeye endeksli olduğu ve hep daha fazlasını talep eden, değerin birçok insan tarafından yaratıldığı, ancak kısıtlı bir kesim tarafından elde tutulduğu bir sistem ekonomik ve sosyal alanlardaki gereksinim duyduğumuz değişikliklere yol açmak konusunda yetersiz kalacaktır. Bu nedenle sistem değişikliği olarak öne süreceğimiz modeller konusunda derinlemesine sorgulama yapmamız gerekiyor. Döngüsel olarak tanımladığımız sistem değişikliği, doğa ve uyumlu tasarım ve üretim konusunda örnekleme yaparken adil kaynak ve bereket dağılımına ve insan olma özelliklerine odaklanarak şenlik ve bolluk yaratmalıdır.



Görünen o ki döngüsel sistemler kavramını da sürdürülebilirliği tam olarak sistemleştiremeden, anlamadan tükettiğimiz gibi pazarlama unsuru olarak kullanmak ile karşı karşıyayız. Döngüsellik kavramını yüzeysel olarak ele alacak anlayışlar yine büyüme üzerine bir kurgu yapacaklar ve zaten sahip olduklarımızdan, aynılarından daha fazlasına gereksinim duyduğumuzu savunacaklar. Bu anlayış daha kısıtlı bir anlamda, mikro düzeyde döngüselliği önerebilecek ve kişiler veya işler olarak yapmakta olduğumuz etkiyi olabildiğince azaltmak konusuna odaklanacaktır. Makro düzeyde bütünsel döngüsel değişimin gereklerini kapsamayacaktır. Bu konuda moda sektöründen güncel bir örnek vermek istiyorum.


Gerek ülkelerarası düzenlemeler gerek ise artan tüketici farkındalığı sonucu geri dönüşümlü elyaflardan üretilen giysilere olan talep artmakta. Buradaki model daha çok son tüketiciden ‘toplanan’ atık giysilerin ayrımlaştırma sonucunda tekrar üretimde yer alması üzerinden gerçekleşiyor ve bu model kullan-at çevriminde olan moda sektöründe mutlaka ele alınması gereken çözüm önerilerinden birisi.


Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı tarafından yayınlanan bir raporda, çöp alanlarının %5’inin tekstil atıklarından oluştuğu ve bunların %15'nin geri dönüştürülebildiği, geri kalan kısmının çöplüklere gönderildiği belirtilmiştir. Tüketici atıklarından oluşacak bir kaynak ile çalışabilecek yeni bir sistem tasarımının ilk aşamalarındayız. Zaman içinde yaygınlaşmış olan ve daha mikro düzeyde işleyen sistemlerde tüketici sonrası geri dönüşümde ayırma işleminden sonra tekstil atıklarının geri kazanımı için mekaniksel, termo-mekaniksel, kimyasal, enerji elde etme ve diğer yöntemler gibi çeşitli yöntemler uygulanmaktadır.


Elde edilen geri dönüşümlü elyaflardan dünya pazarlarında satılmak üzere yeni giysiler yapılmaktadır. Burada tedarik zincirinin şeffaf bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir. Geri dönüşümün avantajları yanında dezavantaj oluşturma olasılığı da bulunmaktadır. Geri dönüşüm işlemi süresince kazandırdığından daha fazla petrol harcayabilmekte, emisyonlar nedeniyle doğaya daha fazla zarar verebilmektedir. Bu nedenle ideal bir geri dönüşüm planı için söz konusu prosesin fizibilite etüdü, yaşam döngüsü analizi ve maliyet analizi de yapılarak değerlendirilmeli ve paylaşılmalıdır. Yerel olarak veya marka-tedarikçisi bazında kurgulanan mikro döngüsel modellerin makro sistemler olarak da işlemesi gerekmektedir.


Geçtiğimiz iki yıldır permakültür prensipleri ile iç içe çalışıyorum ve doğa ile uyumlu çalışma düzeneği üzerine kurulmuş, bir yandan süreklilik diğer yandan da kültür oluşturma prensiplerine dayanan bu öğretiden moda sektöründe kullanmak üzere modellemeler üzerinde çalışıyorum ve Ağustos 2020’de İstanbul’da kurulan, benim de aktif bir üyesi olduğum Permatürk Vakfı bünyesinde de bu anlamda çeşitli eğitim modüllerine yer vereceğiz. İhtiyacımız olan sürekli büyümeye dayanma zorunluluğu olmadan, çoklu fayda prensipleri ile işleyebilen, mikro düzeyde işlevsel ve makro düzeyde de prensiplerini koruyan sistemler yaratabilmek. Bu noktada karşıma çıkan yeni bir döngüsellik tanımını da sizlerle paylaşmak istedim.



Lozan Üniversitesi’nde araştırma görevlileri olan Christian Arnsperger ve Dominique Bourg Perma-Döngüsellik kavramını geliştirmişler. Permakültür ve döngüselliği kalıcı ve gerçek bir döngüsellik anlayışı yaratmak ve tanımlamak üzere buluşturmuşlar. Bu modelde ekonomik sistem sorgulaması ve kültürün sürekliliği üzerinde duruluyor. Büyüme karşıtı bir öneri değil ve mantık ile şekilleniyor.


Yapmamız gereken ekoloji ve insan için katma değer yaratabilecek seçkin büyüme üzerine odaklanmak ve yapmamız gereken ise teknolojik ve ekonomik ilerlemeyi yegane gelişim ölçüleri kabul eden sınırsız büyüme modelleri ile çalışmak. Kurgulayacağımız sistemlerin, iş gelişim projelerinin mikro düzeydeki tanımlarının dışında bütünsel olarak işleyebiliyor olmaları gerekiyor. Süreklilik içeren sistemler uzun vadeli etki ve planlama gerektirir. 1960’larda plastiklerin her alanda kullanılması ile başlayan sürecin başında uzun vadeli olumsuz etkileri ön görülmediğinden şu anda içme sularımızda mikro plastikler var.


Hesapsız büyüme ile olan aşk hikayemizin yerini hem mikro hem de makro düzeyde insan ve doğanın uyumunu gözetecek , dirençli, çoklu fayda sağlayan kalıcı-döngüsel sistemler almalıdır.


Ebru Debbağ



85 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör